Şiir, bir insana bırakılmış olan keder...


3/23/2008 · Kategori: EDEBIYAT

Niyazi Mısrî, Şeyh Bedreddîn’in Vâridât’ını nitelerken “Fusûs deryasından bir nehirdir” der. Geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan ve Hilmi Yavuz’un “70. yaş armağanı” olarak kendisine ithaf ettiği’ Kayboluş Şiirleri de o deryadan bir nehir olarak nitelendirilebilir.

Hilmi Yavuz, büyük İslâm mutasavvıfı İbn Arabî’ye yaptığı atıflarla çıkıyor bu kez yolculuğuna… İbn Arabî’nin o efsane yolculuğu, Yavuz’un İbn Arabî’ye ve oradan da Evsahibi’ne yolculuğu... Bütün bu yolculukların herc ü merc olduğu bir metinle karşı karşıya olduğumu düşündüm Kayboluş Şiirleri’ni okurken…

 

‘Kaybolmak’ aslında Yavuz’un sevdiği kelimelerden… Akşam Şiirleri’nde, “her sustuğum yerdeki kaybolmalar çağırır akşamı”, “belki bir kaybolan gibi yakında: / susmak akşamın sözüne kadar”; Çöl Şiirleri’nde, “bir akarsuydun, çöllerde kaybolup gittin”; Söylen Şiirleri’nde, “kaybolduk harcınca Zaman denilen duvarın”, “bir dağ kendi gölgesinde kaybolur”; Yolculuk Şiirleri’nde “erguvandın, kayboldun dilegelişlerde”; Zaman Şiirleri’nde “yaşadık: bir kayboluşun kayboluşu…” Ve elbette o kışkırtıcı dizeler Söylen Şiirleri’nden: “dili zebanî olan sen! şair, deccal / ya da neysen… artık sus, yeter! / görünsen de bir, kaybolsan da, ey orpheus, / ne fark eder!..” Bütün bu dizelerle kayboluş kelimesinin ‘gayb’a dair birtakım metafizik imâları barındırdığını rahatlıkla söylememiz mümkün. Kaybolmak ve susmak; öyleyse ‘dil’, şairin dil’den söz’e yolculuğunda, varlığın olduğu gibi varoluşun da gayb-oluş’un da başat unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

 

Kelimelerin kalbi...

Yorum (0)

GAZEL-İ HÜMÂYÛN


3/23/2008 · Kategori: YASAM

Savlet etmişti Çanakkale'ye bahr ü berden
Ehl-i İslâm'ın iki hasm-ı kavîsi birden

Lâkin imdâd-ı ilâhi yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal'a-i pûlad beden

Asker evlatlarımın pîş-geh-i azminde
Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmân

Kadr ü haysiyyeti pâ-mâl olarak etti firâr
Kalb-i İslâm'a nüfûz eylemeye gelmiş iken

Kapanıp secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ
Mülk-i İslâm'ı Hudâ eyleye dâim me'men

SULTAN V. MEHMED REŞAD

Yorum (0)

Gezinen Bir Gölgedir Hayat


3/23/2008 · Kategori: YASAM

Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiçbir anlamı.

Yorum (0)

Hatıralar / 'Hey Onbeşli'nin hazin hikayesi


3/23/2008 · Kategori: YASAM

Hey onbeşli onbeşli... Bu türküyü hatırladınız mı? 'Onbeşli' türküsünün hazin hikâyesini biliyor musunuz? İşte size Onbeşli türküsünün hikayesi:

 

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

 

Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar haddi hesabı aşmasına ve İngiliz generali Aspinall-Oglander’in “Gelibolu’daki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeğini bitirmiştir,” tespitinde ifadesini bulan -gerçekten de İngilizler şehit olan gençlerimizi, "çiçeğin tomurcuğu" ve "vakti gelmeden solan gül goncası"na benzetiyorlardı- koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen bir türlü doymak bilmiyordu.

O kadar ki cephede meydana gelen boşlukları doldurmak için, diğer cephelerden asker getirilemediğinden, en yakın çevreden başlayarak, 15 yaşın üstündeki eli silah tutan bütün gençlerin dahi, gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın, Çanakkale’ye sevk edilmeleri alışılmış normal bir hadise haline gelmişti.

O günler, köyde, kasabada erkeğin kalmadığı, gücü kuvveti ve boyu posu yerinde olan herkesin asker olduğu ya da asker olmak zorunda kaldığı kara günlerdi.

Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı ordusunda insan kaybı öyle bir noktaya varmıştı ki Harbiye Nezareti, harp bütün hızıyla sürerken askerleri birkaç günlüğüne de olsa memleket iznine göndermeye gayret etmişti.

Çünkü harpte gün geçtikçe daha da artan kayıplar, nüfusun tükenmekte olduğu korkusunu doğurmuş ve savaşan askerler memleketlerine nüfusu çoğaltmak üzere gönderilmişlerdi.

Çanakkale Savaşı sırasında, İtilaf Devletlerinin Nisan 1915’ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olunca Sultan V. Mehmed Reşad 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir irade (emir) yayınlayarak, yukarıda sözünü ettiğimiz Askeri Mükellefiyet Kanunu’nda değişiklik yapmak ve lise talebelerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştı.

Sultan Reşad, yayınladığı iradede, Mükellefiyet Kanunu’nun 42. Maddesine ek olarak hazırlanan “kâtib-i sultaniye 10. sınıf müdaviminine mütedair (devam edenlere dair)” başlıklı fıkra hakkında şöyle geçici bir düzenleme yapma yoluna gitmişti:

“Madde 1: Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatinin (geçici kanununun) 42. Maddesindeki fıkra atiye (geleceğe) tezyil (ertelenmiş) olunmuştur. Muayene-i intihaiye esnasında (muayene sonucunda) mekatib-i sultaniyenin (sultani mekteplerinin) onuncu sınıflarında bulunanlar da hizmet-i makzura (zikri edilen hizmet) hakkına nail olacaktır.”

Sultan V. Mehmed Reşad’ın iradesinden sonra Harbiye Nezareti de bir tebliğ yayınlayarak, 1314 (1896) doğumluların (yani 19 yaşındakilerin) henüz askerlik hizmetine çağrılmamışları ile 1315 (1897) doğumluların, bedenleri gelişmiş, harbe elverişli ve silah kullanmaya kabiliyetli olanlarından müsait bulunanların da kıtalara teslim olmalarını istemişti.

Padişahın ve Harbiye Nezaretinin bu çağrısı üzerine, Balıkesir, Bursa, Kütahya, Manisa, Adapazarı, İzmir, Aydın, Muğla ve Konya’nın, tahsilleri ve hayatlarının henüz başındaki bu yeni yetme gençleri, vatanın kendilerinden beklediği yüce vazifeyi hakkıyla ifa etmek azim ve inancıyla silâhaltına koşacaklardı.

Ekseriyeti 15 ila 19 yaşında olan bu genç bahadırların cepheye katılımları anısına Anadolu’da yakılan meşhur “Hey Onbeşli Onbeşli” adlı türküde de söz konusu durum çok acı ve dramatik bir dille anlatılmıştır. Burada sözü edilen “15’liler” 1315 doğumlulardır.

Yani 1 Haziran 1897 ile 22 Mayıs 1898 arasında doğan ve tam 18 yaşını doldurmuş olan gençlerdi. Türküde, bu 1315’li gençlerden şöyle bahsediliyordu:

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

Gidiyom gidemiyom
Az doldur içemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Koyup da gidemiyom

Nesil Yayınları’ndan yeni çıkan “Mahşerin İrfan Ordusu: Okuldan Çanakkale’ye, kitabından alınmıştır.

Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »